Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş yada Kayıt.    Kayıp Parola?

TOPLUMSAL YOZLAŞMANIN AYAK SESLERİ
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Alta gitSayfa: 1
BAŞLIK: TOPLUMSAL YOZLAŞMANIN AYAK SESLERİ
#127
TOPLUMSAL YOZLAŞMANIN AYAK SESLERİ 7 Ay, 1 Hafta önce Karma: 0
Bu yazıyı kaleme alırken kuşkusuz bir hayli zorlandım. Ama bir insan olarak tarihe karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için toplumumuzun içinde bulunduğu durumu tartışmak için düşüncelerimi olumlu ve olumsuz olabilecek tepkilere rağmen sizlerle paylaşmayı uygun buldum. Bu konuda çok geç kalmamıza rağmen yinede bir şeyler ifade edeceğini düşünüyorum biz Fransa’da yaşayan Elbistan çevre köyleri başta Alhas, Şemsik ve Sine mili toplumu olarak geçmişi bugünle karsılaştırdığımızda üzülerek söylemek isterim ki çağımızın gerisinde kaldığımızı, değerlerimizi yitirdiğimizi, nereye doğru yol aldığımızı hatırlatmakta yarar görüyorum. Çünkü ilericilerin, devrimcilerin, yurtseverlerin her durumda toplumuna karşı sorumluluklarını yerine getirmekle mükelleftirler. Çünkü onlar her şart altında daima halkların çıkarlarını savunurlar. Onun içindir ki halkımızın içinde bulunduğu duruma parmak basarak tartışmaya açmak istiyoruz. Çünkü inanıyoruz ki çözümsüz değildir yeter ki hiçbir art niyet aramadan halk demokrasisine inanan insanlar olarak medeni ve uygar bir bicimde korkmadan cesaretle sorunlarımızı masaya yatırarak çözüm arayalım. Hatalarımızdan korkmayalım herkesin tüm gerçekliğiyle kendisini ortaya koyarak kirliliklerimizden arınması hatalarımız varsa bedelinin ödenmesi ve daha yüce ilkeli onurlu bir yasam biçimini benimsemek için her birey kendisini yeniden süzgeçten geçirmek zorundadır. Çünkü gelinen durumdan hepimiz sorumluyuz toplumumuza bireycilik alabildiğine yön vermektedir. Bireycilik yaşamamızı tamamen belirlemektedir. Oysaki gerek devrimci, alevi inancında derki « Yarın yanağından gayri her şeyimiz ortaktır » der. Ama bugüne baktığımızda o güzel değerlerimiz bireyciliğe feda edilmiştir.

PEKİ, NEDİR BİREYCİLİK?

Bireycilik biz yerine ben demektir. Bireycilik pratik olarak kendini korumak için tehlikeli işleri girmemek en güzel en iyi şeyleri kendisi için yapmaya çalışmak mevki sahibi olması için çabalamak aynı zamanda sorumluluk yüklenmekten kaçarak eksik ve hatalar karşısında kendi payını reddetmektir. Bireycilik öyle bir illettir ki dostunu, yoldaşını satmaya değerleri ayaklar altına almaya bırakıp başkalarının sırtından geçinmeye ve asalaklığa yalancılığa kadar varır. Bireycilik kimi zaman dedikoduculuğa

siyasi ruhsuzluğa korkaklığa götürür. Bunun içindir ki toplumumuzdaki genel bireycileşmeyi ve benzeri hastalıkları görmezden gelmek bizler açısından pek yararlı değildir. Ama yinede açıkça ortaya koymak gerekirse bu hastalıklara kaynaklık eden şey yani bu hastalığın panzehiri Devrimci Ahlak ve Kültürdür. Kendi değerlerimizden devrimci ahlaktan uzaklaştıkça bireycilikte bencillik her türlü ahlaksızlık bireyde öne çıkmaktadır. Bireycilik geleneğimizin kolektif ruhunu yok etmiştir. Kolektifsizim toplum ruhuyla donmanmış insandır. Kolektifsizim hem başkalarıyla ortaklasa çalışmayı bilmek demektir. Hem de toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutmayı bilmek ve hem de gerektiğinde topluluğun otoritesini bilinçli bir şekilde boyun eğmeyi bilmek demektir. Kolektifimizde toplumumuzun ortak yükümlülükler ve sorumlulukların birleştiriciliğiyle bir birine bağlıdır. Kolektifsizimde çocuklarımız bir kolektif yapı içerisinde birlik ve dayanışma duygusunu geliştirmeyi, sosyal ilişkilerden sorumlu olmayı öğrenirler. Buda kolektif içersindeki bilinçli bir bicimde yaşamalarına bağlıdır.

Oysaki bu gün Paris ve çevresinde yaşayan Elbistanlılar olarak kendimizi ortaya koyduğumuzda bireycilik alabildiğine toplumumuzun iliklerine kadar sızmış bizleri yozlaşmayla karsı karşıya getirmiş sosyalleşme bitmiş çıkar ilişkileri ön plana çıkmıştır. Hiç bir sosyal aktivitemiz kalmamıştır. Sosyal aktivitelerimiz sadece düğünlerden ibaret olmuştur. Düğünlerimiz bile geçmişin dayanışma ruhuna uygun yapılmamaktadır. Burada bile bireycilik, bencillik, akrabacılık yaşanmaktadır. Geleneğimize uygun düğünler kalkmış aşırı israf yapılmaktadır. Adeta rekabet ortamı yaratılmaya çalışılmaktadır. Sünnet düğünlerinin gidişatı, içeriği kendi kültürümüze yabancılaşmış adeta Arap kültürüyle harmanlaşmış bir bicim almıştır. Türk İslamcıları bile bu Arap kültüründen uzaklaşmaya çalışırken bizler bir yarış içine girerek farkında olmayarak kendi değerlerimizden uzaklaşıyoruz. Sünnet düğünleri daha sade geçmişte atalarımızda olduğu gibi daha fazla israf yapılmadan yapılabilir bilinçsizce yapılan düğünlerde kim nasıl yararlanıyor, kimin isine yarıyor tabii ki kapitalimim. Her düğünde yapılan otuz kırk bin euroluk sistem için bir döner sermaye oluşturmaktadır. Bu gün 1.500 euro ya çalışan bir işçi 30.000 euro harcayarak yapılan bir sünnet düğünü pekte akılcı bir yolda değildir. Yapılmasın demiyoruz fazla israftan kaçınılsın. Elbet ki herkes çocuğu için güzel bir şeyler yapmak ister. Ama bunu yaparken kendi kültürümüzü kendi değerlerimizi görmezlikten gelemeyiz.

Çünkü kendi kültüründen uzaklaşan toplum günün birinde farkında olmayarak bireyselleşir, yok olur kendi kendine yabancılaşır daha gerçekçi bir gözle bakarsak Paris ve banliyölerinde Sine mili, Alhas aşireti olarak yaklaşık 10.000 üzerinde nüfusumuz yasamaktadır. Kaç tane kültür evimiz vardır? Buna yönelik çabamız nedir? Ne kadar adım attık? Ne kadar samimi olduk? Ne tür kampanyalar oluşturduk? Tartışılması gerekmektedir. Bu gün sadece Villabell bölgesinde bir Anadolu Kültür Derneğimizin dışında halkımızın gönül rahatlığıyla gidecek bir yeri yoktur. Cenazelerde toplanacak bir yerimiz yoktur. Villabell Anadolu Kültür Derneği de çok zor şartlarda kurulmuştur. Birkaç arkadaşın özverileriyle ayakta durmaktadır. Bu derneğin oluşumunda emeği geçen herkese teşekkür eder, kendilerini kutlarım. Güzel bir örnek oldular. Bu bir başlangıçtır. Daha da güzel şeyler yapacaklarına inanıyorum. Bu da bize şunu göstermektedir istenirse her şey yapılabiliyor. Yeter ki tutarlı olalım. Sorunlarımıza samimi yaklaşalım. Başka mekânımız yoksa bunu sorgulamamız lazım. Aksi takdirde yarın çok geç olabilir. Bunun zararını toplum olarak hepimiz çekeceğiz. Gençlerimiz çoğu birbirini tanımıyor, birçoğumuz akraba olmasına rağmen dayı, yeğen; kuzen olmasına rağmen birbirlerini tanımıyorlar. Bu çok acı bir olaydır kuskusuz bunun nedeni vardır. Her ne kadar kapitalist sistem bireyciliği geliştirdiyse gençlerimizin böyle olmasında bizimde payımız büyüktür. Bu gün kapitalist sistemin dünyada ekonomik krizi derinleşmeye başladı. Fransa da Citroen, Renoult, Pejo,Talbolt ve benzeri fabrikalarda on binlerce isçi sokağa atılmıştır issizlik alım gücündeki düşüş dengesiz dağilim ekonomik ve sosyal alanda istikrarsız bir ortam doğurdu ve sosyal patlamalar birbirini izlemektedir. Bu alanda ekonomik ve sosyal kriz asılabilmiş değildir. Bu durumda toplumsal dayanışma kaçınılmaz bir hal almıştır. Durum böyle iken kapitalistler çıkarları gereği kendi aralarında her türlü önlem alırken birliktelerini oluştururken hatta kendi aralarında sınırlarını bile kaldırırken biz Paris ve çevresinde yasayan Elbistanlılar olarak bir araya gelemiyoruz. Yukarıda da belirttiğim gibi dayı, yeğen olmamıza rağmen bir cenaze fonunda dahi bir araya gelemedik. Buna kimler hangi anlayışlar engel oluyor. Bu gün kendisini aşmakta direnen çağdaş uygar bir yaşam bicimi dışında kalmaya çalışan toplumun bir araya gelmesinde korkan burjuva feodal kalıntıları buna engel olmaktadır.

Kimdir bunlar sosyalleşmemiş hayatında bir kitap dahi okumamış bırakın kitabi bir burjuva gazetesi dahi okumayan kişiler birlikteliğe engel olmaktadırlar. Ama bunlar ikiyüzlü, riyakârlardır. Bu birlikteliğe karşı çıkanlar çıkarları söz konusu olduğunda bir araya gelmekten dem vururlar asla samimi değiller. Geçmişimize dönüp baktığımızda bugünle karşılaştırdığımızda nereden nereye geldiğimizi daha iyi anlarız. Burada gençlere çok önemli görevler düşmektedir. Nasıl ki 1970’lerde gençlik çok şey başardıysa sosyalleşmenin önünü açtıysa bugünde bunu başarmamak için hiçbir neden yoktur. Bunun yolu kendi içimizdeki geri düşünen feodal anlayışlarla mücadele etmekten geçer. Birbirimizi sevip saymaktan geçer. Sevgi sevginin emek olduğunu vurgular Yunus Emre’nin, Hacı Bektaşi Veli’nin Pir Sultanin, Şeyh Bedrettin’in, Nazım Hikmet’in, Yılmaz Güney’in, Mahsuni Şerif’in Mazlum, Deniz, Mahir, İbrahim ve sayısı on binlere varan devrim savaşçılarının Anadolu topraklarında yeşerttiği sevgi saygı değil midir? İste bizim içimizdeki sevgide öyle olmalı ki hastalıklı maneviyatın kalıpsal sözlerle ifade edilişi değil. Gümbür gümbür çağlayan, coşan akarsularca halk sevgisinin kendisi olmalıdır. Sevginin toplumda odaklaşmasıdır. Pir Sultan’ı astıran bu sevgidir. Yunus Emre’yi inleten budur. Hacı Bektaşi Veli’yi Anadolu ya sürükleyen halk sevgisidir. Şeyh Bedrettin’e toprağı beraberce sürdüren ürünü beraberce toplatan ve paylaştıranda budur. Nice değerler yaratan Anadolu uygarlığı sevgiyi kendi gönlünce yaratmış, sevgi üretmekte ustalaşmış ve toplumsal sevginin yaratılmasında yüz yıllardır sonsuz bedeller ödemiştir. Emeğimiz sevgi, amaçlı yaşam için neden bedeller ödemek gerektirmektedir. Sevgi nedir? Nasıl yaşanmalıdır? Sevginin yaşamdaki önemi nedir? Ve bu önem tam anlamıyla kavranmış mıdır? Buna benzer birçok sorunun yanıtını düşünmek. Bizi aklın yoluna götürür ve gerçekte sevginin ne olduğu gün gibi ışır. Anadolu insani kendi dilinde sevgiyi tanımlar ve der ki biz bedenleri baharlaşmaya sevgi dedik. Sevgi, emek, duyumsama, eylem, olgu gerçeğin somuta dönüşümü yârin dudağındaki gülüş canın çoğullaşması çoğunun canlanması binlerce yılın renklere ayrışmasının taşınıp aktarılması, yüreğin şah damara sevdalar sunmasıdır. Durum böyle iken sorunlarımıza sevgi saygı temelinde yaklaştıkça hatalarımıza karşı tavizsiz oldukça, adam kayırmadıkça halk sevgisinin neye kadir olduğunu göreceğiz. Günümüzde yaşamın her alanında görülen kapitalist sistemin her şeyi metalaştıran isleyişi sonucu olan sevgisizlik burkaçlaşarak insanı umutsuz, kırılmış, yalnız, bunalımlı insana dönüştürür. Zamanla önce
kendine sonra içinde bulunduğu topluma yabancılaştırır.

Yabancılaşan insan diri iken ölür. Sevgisizliğin nedenleri arasındaki iletimsizlik, hoş görü eksikliği ve sistemin ideolojisini içselleştirme egemen sınıfların aracı olan devletin dayatması sonucudur. Sevginin tek başına oluşup yaşanmadığında çoğullaşmanın odak noktasında sistemin insanları yansızlaştırarak ayrıştırarak komünleşmenin oluşumunu yani toplumsal odaklaşmanın sevgi odaklaşmasının oluşumunu engeller. Sistemin amacı kendisinin devamı için bol, parçala yönet kuralını uygulamak ve bunun içinde tüm gücünü bu yönde kanalize etmektir. Çünkü doğası gereği birleşen topluluklar birbirini yönlendirici yönetici üretici ve paylaşımcı normlar oluşturarak insani değerlerini yitiren üretmeyen tüketici mekanizmaya dönüştürülen insanlar içinde bulunduğu durumu kavrayabilmeli. Nasıl bir tehlike içinde olduğunun bilincinde olmalıdır. Asıl olan ve savunulan her güzelliğin emeği umudun altında görünen şeyi sevgiyi üretebilmek ve yeniden yine yeniden üretebilmektir. İnsan sevgiyi tüketmek için yaratmamalı. Öyle ki insan sevgiyi bulabilmek için paylaşımı araç kılar. Paylaşım için sevgiyi araç kılmak değildir. Amacı sevgiyle sorunlara yakalaştıkça o zaman anlarız ki içimize kin tohumunu ekenlerin gerçek yüzünü görürüz. Bireyciliği ve gericiliği anlarız. Asla unutulmasın ki “varlaşan her şey yok olmaya mahkûmdur” ve bu bir doğa yasasıdır. İnsanlarımız bir araya gelince sorunlarımızı tartışmaya açtıkça görecekler ki feodal geri düşünenler efendileri ile birlikte eninde sonunda yok olmaya mahkûmdur. Yeter ki sende taşın altına elini sok, geri durma, gericiliğe taviz verme. Yeter ki tüm enerjimizle ayağa doğrula bilme cesareti ve kudretini koruyabilelim. Çünkü insanların varlığını belirleyen şey bilinçleri değildir tam tersine onların bilincini belirleyen sosyal varlıklarıdır. Eğer bir toplum sosyal bir toplum değilse o toplum yok olmaya mahkûmdur ve bugünde yaşadığı süreç budur. Kan kaybetmeye devam ediyoruz ama hala bunun farkında değiliz. Dün dündür, bugün bugündür mantığıyla hareket etmek aklın yolundan bizi uzaklaştırır.

Sorumluluğumuzun farkından olmadığımız zaman yarının hesabını veremeyiz hepimiz kendi tarihimize karşı sorumluyuz. Bir toplumun yozlaşmasına seyirci kalmak insan onuruyla bağdaşmaz onun içindir ki hepimiz tarihe karşı sorumluyuz. Bu sorumluluğu yerine getirmek zorundayız. Bunu yaparken mutlaka belli zorluklar olacaktır ama bu zorluklar yenilmeyecek zorluklar değildir. Ben sorunlarımızın tartışılmasından yanayım tartışmaktan korkmamak lazım. Zaaflarımızın
gidermenin yolu kendi aramızda bir araya gelip konuşmaktan geçer.

Bugün insanlarımızın çoğu bölgelerde derneklerimiz olamadığı için günün çoğunu kahve köselerinde geçirmektedir. Birçok insanimiz kapitalizmin yoz kültürü onları bitirmektedir. Çeşitli şans oyunlarıyla insanlarımızın beynini uyuşturmaktadır. Bugün at yarışları bunun en bariz örneğidir. At yarışı oynayarak yaşamını belirlemeye çalışan birey birer zavallı duruma düşmüş bulunmaktadır. Bunun sonu hüsran, intihardır. Bunun sonucunda aile kavramı ortadan kalkmaktadır. Bu yozlaşmanın önüne geçmek için silkinip ayağa kalkmanın zamanı gelmiştir. Çünkü hepimiz bir sınavdan geçmekteyiz. Gençlerimizi yozlaşmaya karşı harekete geçirmek zorundayız.
Kaybolan gençlik bizim gençliğimizdir. Bunun bilincinde olunarak ailelere yaklaşmak gerekir. Bir yandan onların korkularını bencilliklerini, cahilliklerinin esas nedeninin sistem olduğu düşünülüp onları kazanma konusunda çaba verirken ki gelecek bu insanların eseri olacaktır. Yasadığımız toplumda korkak bencil ve cahil olanların karsısında yürekli, fedakâr ve aydın olanların susmasının hiç bir mantığı olamaz. Bugün korkak, bencil ve cahiller çok olsa bile ki öyledir. Yürekli, fedakâr ve bilgili olanlar kaya gibi direnmeli haklı ve doğru olmanın onuru ve gururu ile onları mahkûm etmelidir. Yanlış ne kadar hızlı giderside doğru menzile önce varır çünkü yasadığımız sistemin feodal burjuva değer yargıları senin önüne çok daha fazla engel çıkarıyor. Ama birde toplumunu özgürlüğünü kişiliğini savunacak gelirsen yaşamdan aldığın haz ona paralel olarak çok daha yoğun olacaktır. Eski gelenek ve görenekleri (yanlış olanları) yıkmada çok daha büyük katkıların olacaktır.

Ya diyet ödeyip onurlu yasayacağız ya da birer birey olup yok olmak zorundayız. Tarihi sorumluluklarımızla karşı karşıyayız. Unutulmasın ki rüzgâr eken fırtına biçer. Değerli dostlar amacım sorunlarımızın tartışılması için bu yazıyı kaleme aldım. Kuskusuz ki bunun içeriği tartışılacaktır. Olumlu bakanda olacaktır, olumsuz bakanda olacaktır. Ama inanıyorum ki dile getirdiğim sorunlar hepimizin sorunlarıdır. Birçok insanin söylemek istediği sorunları dile getirdim. Kim ne söyler bilemem bir atasözümüz vardır “görünen koy kılavuz istemez” der. Durumumuzda budur bu yazdıklarımı eleştiren olacaktır. Önemli olan eleştiri getirenin samimiyetidir. Burada herkes kendisine pay çıkarmalıdır. Amaç bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olmalıdır. Onun içindir ki her türlü eleştiriye açık bir yazıdır. Hangi gözle
bakmanız önemlidir ama her şeye rağmen iyi şeyler olacağına inanıyorum.

Bu yazıda sadece sorunlarımızı dile getirdim daha sonra sorunlarımızın çözümü noktasında düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Sizlerdense katkı bekliyorum.

Saygılarımla
BARIŞ AYDIN - Paris
NazımHikmet
Yönetici
Gönderiler: 54
graph
Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
 
Üste gitSayfa: 1
English French German Turkish

Radyo Dinle

radyo soğucak dinle soğucak facebook grubumuz

Destekleyenlerimiz

Soğucak Köyü Reklam

Ziyaret

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün539
mod_vvisit_counterDün931
mod_vvisit_counterBu Hafta6279
mod_vvisit_counterGeçen Hafta7724
mod_vvisit_counterBu Ay20216
mod_vvisit_counterGeçen Ay33837
mod_vvisit_counterToplam789458

Yol Tv Online İzle

Elbistan Yerel Haber